12 Temmuz Soma Davası Basın Açıklaması

12 Temmuz Soma Davası Basın Açıklaması

BASINA VE KAMUOYUNA
 
YENİ KATLİAMLARIN YAŞANMAMASI İÇİN
ADİL YARGILAMA VE KAMUSAL DENETİM GEREKİR

 
 

Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014 tarihinde meydana gelen facia nedeni ile 301 emekçi hayatını kaybetmiştir. Devlete ait olan maden rödovans sistemi ile Soma Holdinge verilmiş, Soma Holding yetkililerinin aşırı kar hırsı nedeni ile  üretim zorlaması, 301 emekçinin katliamı ile sonuçlanmıştır. O günden bu güne en az 242 maden emekçisi daha çalışırken İSİG önlemlerinin alınmaması nedeni ile işverenlerin daha fazla kar hırsına kurban edilmiştir.
 
Soma sadece alınmayan İSİG önlemlerinin değil, siyasal ağların, kölelik olarak nitelendirilebilecek dayı başı, hadi hadi, taşeron, rödavans tipi çalışmaların, muhasebeciliğe indirgenmiş sendikacılığın, açlığın, yoksulluğun, yoksunluğun, hukuksuzluğun, şiddetin en çıplak hali ile ortaya çıktığı, öncesi ve sonrası ile büyük bir faciadır.
 
Ne yazık ki bu facia ile ortaya çıkan durum bugün de varlığını sürdürmektedir. Hiçbir ders alınmamış, emekçilerin ölümlerine, sakatlanmalarına neden olacak çalışma tipleri ile giderek sistemli hale getirilmiştir.
 
Ne yazık ki en temel hak olan yaşama hakkı “Aşağıda ölüm var, yukarıda açlık. Aşağıda ölüm olasılık, yukarıda açlık kesin” şeklinde tanımlanır hale gelmiş, emekçiler yukarıdaki açlık ile terbiye edilmeye çalışarak aşağıdaki ölüme mahkum hale getirilmiştir.
 
Ne yazık ki emekçiler işsizliğin ve aşsızlığın buhranı ile kendilerini yakmaya, intiharlara sürüklenmişlerdir
 
Ne yazık ki ülkemiz işçiliğin, yaşamın ucuz, ekmeğin pahalı olduğu bir ülke haline getirilmiştir.
 
Biliyoruz ki tüm bu karanlık ancak emekçilerin mücadelesi ile son bulacaktır. Biliyoruz ki yaşamın uzun, ekmeğin ucuz olduğu bir dünya ancak emekçilerle birlikte kurulacaktır. Biliyoruz ki katledilen emekçilerin hesabını da ancak emekçiler soracaktır.
 
Bu katliam davasında mahkeme heyeti kararını açıkladı. Soma katliamından sonra basın önüne çıkan ve asıl işveren benim diyen Alp Gürkan beraat ederken, yönetim kurulu başkanı firmada ücretli çalışanlardan daha düşük bir ceza aldı. Bu aşamaya gelene kadar siyasal iktidar her alanda olduğu gibi yargı alanında da adaletsizliği kurumsallaştırmış ve gerçek sorumluların önemli bir kısmının yargı önünde hesap vermesinin önüne geçmiştir.   4 yılı aşkın bir süredir devam eden dava sürecinde;
 
a. Müşteki avukatları darp edilmiş,
b. Yargılamayı başından itibaren sürdüren ve dosyaya hakim olan mahkeme heyetinin tamamı dosyadan alınarak görev yerleri değiştirilmiş ve binlerce sayfadan, dijital dökümandan oluşan dava dosyasına yeni bir heyet atanmış
c. Facianın bütün sorumluluğu ölen tekniker ve mühendislere yüklenmeye çalışılmış,
d. Facia sonrasında çıkarılan yasalarla maden işletmeleri teşviklerle ödüllendirilmiş, İSİG önlemlerinin alınması sürekli olarak ileri tarihlere ertelenmiş,
e. Faciayı protesto edenler gözaltılar, tutuklamalar, mahkumiyetlerle cezalandırılırken protesto edenleri tekmeleyenler ise milletvekilliği ile ödüllendirilmiştir.
 
Facianın gerçekleşeceğini öncesinde bilmelerine karşın umursamayan ve yüzlerce emekçinin ölümüne neden olan ve facianın sorumlularının sadece bir kısmının yargılandığı bu davada;
 
SORUMLULARIN HEPSİ YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMADI
Türkiye Taşkömürü İşletmeleri’ne ait madeni Soma Holding’e devreden ancak denetim görevini yerine getirmeyen, emekçilerin yasa dışı çalıştırılmalarına karşı önlem almayan, ölümlerine neden olan devlet yetkililerinin yargılanmalarına her ne kadar izin verilmemişse de devam eden hukuki süreç sonrasında bu sorumluların da adil bir yargı önünde hesap sorulacağı günlerin geleceğine inanıyoruz.
 
Bu katliamda rödavans sistemini sürdüren, madenlerde kullanılacak ekipmanların ATEX uygunluğuna ilişkin sorumluluk ile yaşam odalarının kurulma zorunluluğunu işverenlerin istekleri doğrultusunda ileri tarihlere öteleyen siyasi iktidarda en az şirket yetkileri kadar ölümlerden sorumludur.
 
ADALETSİZLİK YENİ KATLİAMLARA NEDEN OLUR!
Bu süreçte yaşananlar Çorlu’da yaşanan ve 24 insanımızın ölümüne sebep olan tren kazasında da  gerçek sorumluların yargılanamayacağı kaygısını yaratmıştır. Bilime ve tekniğe uygun olmayan biçimde yenilenen demiryolu nedeni ile yaşanan bu cinayettin yağmur nedeni ile olduğunu iddia etmek sorumluları gizlemek demektir. Bu yolun uygun şekilde yenilenmesi, denetlenmesi ve sorunlarının giderilmesi devletin vatandaşlarının can güvenliğini koruma yükümlülüğünün bir parçasıdır. Bu kaza öncesi sorunun tespit edildiği ancak açılan ihalenin bütçenin tahsis edilmediği için iptal edilmiş olması, öte yandan cumhurbaşkanlığı yemin töreni ve seçim sürecinde kamunun yaptığı harcamaların yüksekliği insan hayatına verilen değeri de gösteriyor.
İnsan hayatını her türlü siyasi ve ekonomik çıkarın üstünde tutan bir politika, adil bir yargılama süreci, örgütlü bir emek cephesi olmadıkça bu cinayetler sürüp gider.
 
 
 
KOCAELİ İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ MECLİSİ